8 Ekim 2013 Salı

Budapeşte'de "güvende" olmak 28 Mart 2011;06:46


 Bu gece Budapeşte'deki son gecemdi, tabi ki dışarıdaydım, burada yaşayan ve burada kaldığım kısa sürede tanıştığım güzel insanlarlarla. sabahın 04:00'üne kadar ..Ne zaman ki ayrılma vakti geldi -sanıyorum uçağıma bir kaç saat vardı- birbirimize hoşçakal dedik .Normal koşullarda bir taksi çağırmam ve otelime dönmem gerekirdi. biz böyle gördük. hangi kadın evladı sabahın dört buçuğunda İstanbul sokaklarında tek başına yürüyebilir?
Son içkilerimizi içtikten ve bardan ayrıldıktan hemen sonra ev sahiplerine "En kolay taksiye nereden binebilirim ?" diye sorduğumda, "Gerek yok ki, yürüyebilirsin tabi istiyorsan" diye bir cevap aldım. Elbetteki bu cevapla tatmin olmayıp, "Emin misin? yani güvenli mi ?" diye sordum...Hayatı boyunca tek bir problem yaşamadığını söyleyince ve elbette  biraz da alkolün cesaretiyle denemeye değer buldum..
Otelden yürüme mesafesiyle 30 dk uzaklıktaydım. Caddelerde bir elin parmak sayısını geçmeyecek kadar sayıda hareket halinde araç vardı, ve çok az insan..Attığım ilk adımlar tedirginken, kısa sürede kendimi şimdiye dek hiç hissetmediğim kadar özgür buldum. Bu yaşıma kadar tohumlarımın ekildiği kendi ülkemin topraklarında hiç bir zaman bu hissi yakalayamamış olmamın içimde yarattığı ironik tablo ile ,bu özgürlüğü elde etmiş olmanın hazzı arasında kayboldum. Sokaklarda tek bir polis veya polis aracı yokken, yağmurun henüz yıkadığı bu güzel şehirde sabahın dört buçuğunda %100 güvende yürümek, günün doğuşunu seyretmek burada edindiğim en güzel hayat tecrübesiydi...
Bu hissi özleyeceğim bir şehre dönmek ama o şehri hiç bir yere değişmeyecek kadar sevmek.
Being an a foreigner in budapest is the best memory of my life!!

17 Mayıs 2011 Salı

blogu açmakla iş bitmiyor:)

ben dağınık biriyim, her şeyi takvimine göre zamanında yapmakda üstüme olmasa da hep yumurta kapıya dayanınca yapıyorum yapmam gerekenleri, bir düzen ve devamlılık gerektiren hangi işe burnumu soktuysam başında veya ortasında sıkılıp bırakıyorum, erteliyorum, sonrada aklıma geldikçe dert ediyorum kendime niçin yapmıyorum diye.
bu bloğu aslında bir arkadaş eğlencesinde yaptığımız geyik üzerine açmıştım. ama bu bahaneydi tabi, bir şekilde ortaokuldan beri yazdığım ufak tefek hikayeleri bundan böyle buradan yazarım diye heyecanlandırdım kendimi, ama ne oldu, yapmadım:) başlamaktaki gayemi her hatırladığımda da bu sayfayı açıp sonra nedense hiçbirşey yazdan kapatıp durdum. biraz da yazmakla söylemek arasındaki farkın zorluğundan olsa gerek, e tabi bir de evinde yazıp bir kenara kaldırdığın notlar gibi değil senden başkaları da okuyor fikri ile yazacağım her cümleyi kasa kasa kendi kendimi bertaraf ettim
şimdi ne oldu peki de bülbül gibi şakıyorum? bir çözüm buldum sanırım. bir düzene sokmaktansa -ki böyle bir kural hiç varolmamıştı aslında,tamamen kendi saplantım- dağınık ve kafama göre takılacağım. evde sağda ,solda,çantada,rafta her nereden çıkarlarsa artık ,tarih sırası yok, birbiriyle alakası yok, belki çoğu insan da böyle yapıyor ama bu benim için bir ilk, hadi bakalım..

15 Ağustos 2010 Pazar

Sıcak ,çok sıcak!!!

Nasıl bir sıcak bu böyle,aklım yerinde değil 1 haftadır. hele ki bu sıcakta bir de açık alanda çalışıyor olmak beni benden almıyor değil..uyuyamıyorsun,uyanamıyorsun,nefes alamıyorsun,dinlenemiyorsun,tek yaptığın nefes almaya çalışmak,bulduğun gölgeye sığınarak metrekarelerce alanı kontrol etmek,tabi ki hep gülümseyerek:)
İnsan olmadığıma karar verdim,biyoniğim ben
3 ay oldu İstanbuldan geleli, inanılmaz özledim evimi,pek de bir şey kalmadı dönmeme..
ama şu son bir hafta gerçekten zorlu oldu, iş yoğun olmasa da başlardaki gibi, termometre 40 ve üzerini gösteririken hiç bir şey yapmamak da değiştirmiyor durumu.
Plaj neredeyse kapanmak üzere. Hava da hafif hafif esmeye başladı. Bu saatler günün en çekilir ve en sevdiğim saatleri. Kendine geliyor insan ,yaşadığını anlıyor en nihayetinde
Bir de şu karşı plajdan yükselen Serdar Ortaç "var var..."diye kulaklarımı tırmalamasa ne şahane olurdu bu hayat. Gecem gündüzüm hayda hoppa eller havaya alt yapılı parçalarla doldu taştı aylardır. Ciddi bir psikolojik sınav gibi, bir süre ne bu melodileri duymak ne de insan görmemek kendime getirir beni :)
neyse akşam güneşinin ve esintisinin tadını çıkarmalı şimdi..

28 Şubat 2010 Pazar

ilk festival heyecanı

2 Mart'a neredeyse bir şey kalmadı. Babylon'da bir parçası olacağım ilk festival ve ben bunun için güzel ve de keyifli bir heyecan duyuyorum..." Music of now" sloganıyla aslında içeriğini çok net ifade ediyor bana göre. Jazz müziğinin sanatçıya sunduğu eşsiz ve uçsuz bucaksız özgürlükle ortaya çıkarılan ve her yaratıcısının kendi imzası niteliğindeki eserleri dinlemenin keyfini herkesle paylaşmayı diliyorum..

28 Temmuz 2009 Salı

girizgah


Asıl mevzuya gelmeden önce ne desem ne söylesem diye düşüne düşüne yetmiş beş saat geçti ve nihayetinde başlığımı buldum;pek de sevdim. Bu ilk kaydımı takiben yazacaklarım konusunda henüz bir fikrim de yok açıkçası. Neyse ki "giriş " kısmını atlatmış oluyorum. Son olarak bana blog açmamda ilham kaynağı olan "dahsin abimize" sonsuz teşekkürlerimi sunuyorum..:=)